FATİH's profileKaOs PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
KaOsSevgiler SAHTE,insanlar KAHPE,hayatınız PLAN,alayınız YALANN!! |
|||||||||||||||||
Harika Bir Antivirüs :)Beyninde bir dizi sorunla daralmış, hiçbir şeye odaklanamaz olmuştu. Ne
duygusunu ne de aklını kullanabiliyordu. İnsanlar, ilişkiler, gelişmeler gönlünü kilitliyordu, bilgisayarı bozan virüs gibi. İyi bir antivirüs olsa, gönlüme yüklesem, benliğim temizlense diye iç
geçirdi. Sonra güldü kendi kendine; bilgisayara antivirüs yüklenirdi ama şuura ne yüklenebilirdi ?.. ... Uykuya daldı. Rüyasında tarihi bir bedestendeydi.
Yazılım satan dükkana gitti ayakları. Nur yüzlü satıcı: - Antivirüs arıyorsun değil mi?
- Evet, dedi heyecanla..
Bir dizi program çıkarıp tanıttı:
- *Bak bu RİYAZAT.* Müthiş temizler. Kullanımı zor. Herkes kaldıramaz! *Şu
İLİM.* Pahalı değil ama gayret, sebat ister. Boşluk affetmez. Daralmıştı:- Ucuz, zahmetsiz bir şey yok mu?
Adam anladı, gülümseyerek:
- Var! Verdiklerimin çoğu şuuruna yükleyemedi. Kaldırmadı kapasiteleri. Dene
istersen. Ücret istemem. Hediyem olsun. Dükkandan sevinçle çıkarken ambalajdaki yazıya baktı:
< *Bu program; İMAN- EDEP- SALİH AMEL- HALİS NİYET- FEDAKARLIK ile
desteklenerek kullanılırsa bilinci tüm virüslerden temizler. Hiçbir hakkı mahfuz değildir. Bolca kopyalanabilir *.> Etiketi açıp programın adını okudu:
*SEVGİ !..* Sus bürüdü yine içimi Yâr...
Görüş mesafesi sıfır... Konuşsam tufanlar gelir üzerime... Bilediğim sessiz sitemler yüreğimi kesiyor... Şimdi sen görmelisin yitik çocukluğumu...
Cami avlusuna bırakılmış çocuk kadar yitiğim... Ziyan defterim kabarıyor sensiz günlerle... Saklıyorum acılarımı bir yorgan altına... Görme gözlerimi Yâr görme... Buğu bulaşır gözlerine...
Sahi Yâr..!!! Hangi öyküden bulaştı iç'ime bu korkular... Bulamıyorum gözümü kapadığımda saklanan düş'lerimi... İhbar et bana bu gece saklanan her düşü... Varsa bir parça Umut sür çiy düşmüş gözlerime... D'üşüyor gölgem karanlık bir sokakta... Haydi Yâr.. Islanmadan gitmeliyiz... Hüzün çiseliyor yine... İyisimi sen çöz kelepçelerimi... Benim firarim yine gözlerine...
karanlık ve tuzak....siyahaymış gidişlerim meğer her geçen gün bir adım daha adım adım yaklaşmışım farketmeden... anladım yollar ayrı yollar uzak hem de karanlık ve tuzak...
karanlıklarımın sabahı bulduğunu sanırken ben aldanmışım hep aldanmışım yine yeniden...
meğer ne kadar da yaklaşmışım siyaha her geçen gün biraz daha hep siyaha en siyahaymış gidişlerim...
artık bakışlarım değil yalnızca uzak olan yollar ayrı yollar uzak hem de karanlık ve tuzak...
şimdi ben de uzağım gel desen bile gelemem ki; dünyanın sonunu buldum bak en karanlıktayım artık hep karanlıktayım... Konuşulan konu Sagopa Kajmer ”Pesimist Ep 5 Parmak-Kör Cerrah”
İKİ ARKADAŞ
Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat
atar. Tokatı yiyenin canı çok yanar ama tek kelime etmez ve kumun üzerine şu sözleri yazar:
BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI.´
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.
Tokadı yiyen yıkanırken batağa saplanır boğulmak üzereyken arkadaşı
tarafından kurtarılır. Tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri
kazır: BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.´ Tokadı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona
şöyle der, Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya
kazıyorsun, neden? ´ Öbür arkadaş ona şöyle cevap verir.
Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı
estiğinde onu silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir
rüzgar yok etmesin. ´ İNCİNMELERİNİZİ KUMA, GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENIN.
Denilir ki: özel birini bulmak bir dakikanızı alır,onu değerlendirmeniz
bir saat içinde olur, onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir. ![]() SU
Bir kahve tiryakisinden hayat deneyi;Herşeyden sürekli şikayet eden; her gün hayatının ne kadar berbat olduğundan yakına birileri mi var etrafınızda; yada siz öylemisiniz? Hayat ona göre (yada size) göre çok kötü ve sürekli savaşmaktan, mücadele etmekten yorulmuşmu? Mesleği aşçılık olan bir baba çocuğuna hayat dersi vermiş. İşte hikaye; Üç ayrı cezveyi suyla doldurdu ve ateşin üzerine koydu adam... Cezvelerdeki sular kaynamaya başlayınca cezvenin birine patates, diğerine yumurta en sonuncusunada kahve çekirdeklerini koydu.. Yirmi dakika sonra adam cezvelerin altındaki ateşi kapattı. Patatesi ve yumurtaları ayrı tabaklara koydu. Kahveyide bir fincana boşalttı. Kızına dönerek sordu; - Ne görüyorsun -Patates, yumurta ve kahve -Daha yakınndan bak, patatese dokun Kız denileni yaptı ve patatesin yumuşamış olduğunu söyledi. Aynı şekilde yumurtayı da inceledi ve kabuğunun katılaştığını söyledi. En sonunda kızına kahveden bir yudum almasını söyledi. Söylenileni yapan kızın yüzüne kahvenişn nefis tadıyla bir gülümseme yayıldı. Ama yinede bütün bunlardan birşey anlamamıştı. Babasına sordu, -Bütün bunlar ne anlama geliyor baba? Babası, patatesinde yumurtanında kahve çekirdeklerininmde aynı sıkıntıyı yaşadıklarını, yani kaynar suyun içinde kaldıklarını anlattı. Ama her biri bu sıkıntı karşısında farklı tepkiler vermişlerdi. Patates daha önce sert, güçlü ve tavizsiz görünürken, kaynar suyun içine girince yumuşamış ve güçten düşmüştü. Yumurta ise çok kırılgandı, dışındaki ince kabuğun içindeki sıvıyı koruyordu. Ama kaynar suda kalınca yumurtanın içi sertleşmiş, katılaşmıştı. Ancak kahve çekirdekleri bambaşkaydı.. Kaynar suyun içinde kalınca, kendileri değiştiği gibi, suyu da değiştirmişlerdi ve ortaya tamamen yeni bir şey çıkmıştı. Sen hangisisin diye sordu kızına baba gülümseyerek. - Bir sıkıntı kapını çaldığında nasıl tepki vereceksin? Pataes gibi yumuşayıp ezilecekmisin? Yumurta gibi kalbinimi katılaştıracaksın? Yoksa kahve çekirdekleri gibi başına gelen her olayın duygularını olgunlaştırmasına ve hayatına ayrı bir tat katmasına izin mi vereceksin? YAŞAMIN GÜZELLİKLERİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ...![]() Bir gün susmayı ögrendim. Öyle bir sustum ki belki sonsuza kadar susacaktım. Çünkü susmak benim küçücük dünyamda babamla kurduğum iletişim tarzıydı. Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır onunla oynamak isterdim. Babam sarılır öper sonra da, hadi odana git,derdi. Yemek hazırlanınca annem çağırır bu defa masada bir araya gelirdik babamla.Onlar annemle konusurken ben araya girer, sesimi duyuramayınca da bağırırdım. Babam sinirlenir, 'Bütün gün insanlara kafa patlatmaktan bunaldim,birde sen kafamı ütüleme!' derdi. Annem de 'Bütün gün zaten seninle uğraştım, bir çift laf da mı konuşturtmayacaksın babanla?' diye çıkışır, beni odama gönderirdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama yani hapishaneme dogru yol alırdım. Babam arkamdan, 'Bizim bir odamız bile yoktu, her seye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadim.' diye bağırmaya devam ederdi. 'Keşke benim de bir odam olmasaydı, keşke bizim de evimiz bir odalı olsaydı da hep birlikte otursaydık' derdim içimden; ama yüksek sesle söylemeye cesaret edemezdim. Yemekten sonra babam kanepeye uzanır,eline kumandayı alır,televizyon seyrederdi. Beni yanına çağırır biraz severdi. Onun izleyeceği önemli birşey varsa beni adeta yerimden bile kıpırdatmazdı.Azıcık hareket edip koşup oynamaya çalışsam oda hapsim yeniden başlardı.Bir gün anladım ki susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabilecegim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; 'Bak, böyle uslu uslu oyna işte.' diyordu. Babam bazen göz ucuyla bakıyor, resimle ilgili bir şey sorsam afallıyordu. Ama bana kızarak beni artık odama göndermiyordu. 'Son günlerde ne de akıllandi benim oğlum.' diye komşulara anlatıyordu annem halimi. Resimlerim arttıkça ortalık dağılmaya başladı.Annem 'odanı topla!' diye odama kapattığında ise nereden başlayacağımı bilemiyordum.Ben bunlarla uğraşırken zaman geçiyor; ama odamı toparlamayı beceremiyordum.Annem odama gelip 'Bak sana resim yapmayı yasaklayacağım.' dedi bir gün. Susuyor olmamı usluluk olarak değerlendiren ailem resim yapmayı da elimden alırsa ben ne yapacaktim? Bu düşüncelerle bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamani kolladım. Her zamanki gibi yemekler yendi, odaya geçildi. Babam oturur oturmaz çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı. Hımm, dedi 'Çok güzel olmuş.Bu adam benim herhalde.' dedi. Ben 'Hayır o adam değil, bu çocuk sensin.'dedim. O 'Hayır, bu adam benim, bu çocuk sensin, bu küçük kız da arkadaşın.'dedi. Ben yine 'Hayır, o büyük adam benim, bu küçük adam sensin, bu küçük kız da annem.' dedim. Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip: 'Peki neden bizi küçük çizdin?' dedi. Heyecanla başladım anlatmaya.Ben büyüyüp adam olacağım. İş bulup çalışacağım. Siz yaşlanıp küçüleceksiniz. Beliniz bükülecek, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalacaksınız.Ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda işyerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde 'Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim.' diyeceğim. Ve bir de bağıracağım 'Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar'diye. Annemle babamın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki, sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi.... Farkında olmalı insan... Kendisinin, Hayatın, olayların, gidişatın farkında olmalı...... Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür. Sevgiyle kalın, sevdiklerinizle kalın........ Sanma şahım herkesi sen sadıkâne yâr olur... Sanma şahım herkesi sen sadıkane yar olur
Herkesi sen dost mu sandın belki ol ağyar olur Sadıkane belki ol alemde bir dildar olur Yar olur ağyar olur dildar olur serdar olur Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail'e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Şahın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: " sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır. Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: " atacaksan tokadı böyle atacaksın. " Aslında Yavuz bütün olanları şiirinde Şaha anlatmış ancak Şah anlamamıştır. Herkesin dost olmayacağını bir gün böyle kişilerin karşısına serdar olarakta çıkabileceğini söylemiştir. Güven üzerine yazılan son derece güzel bir beyit.
|
|
||||||||||||||||
|
|